“Dekorasyon ne kadar iyi olursa olsun, hastayla iyi iletişim kuramazsanız hiçbir anlamı kalmıyor.”

2019’da çiçeği burnunda eczanesiyle Altın Havan’da Yılın Eczane Yerleşim Ödülü’ne layık görülen Ecz. Ece Bayram ile eczacılık anlayışını, ödülünü ve hayallerini konuştuk.

Genelde tercih edilenen aksine, mezun olduktan sonra kurumsal hayata geçiş yaptınız. Bu kararınızın arkasında ne gibi sebepler vardı?
Aslında mezun olur olmaz eczane açmak istemiyordum. Annem de babam da meslektaşım. Her ikisinin de SGK ağırlıklı, semt eczaneleri var. Alım gücünün daha az olduğu yerlerde, reçete ağırlıklı çalışıyorlar. Ailemin eczanelerine sıklıkla giderek orada öğrendiklerim sayesinde ilk olarak kurumsal hayatı tercih ettim. Eczane açmadan önce bir ilaç firmasında yöneticilik vasıflarımı görmek ve geliştirmek istedim. Öğrenciyken de bir işletme olarak eczaneye hakim olabilmek için İşletme bölümünü yan dal olarak okudum. Tabii öğrencilikte kurumsal hayat daha çekici geliyor. Ama bu kurumsal hedeflerime rağmen bir eczane hayalim de vardı. Aromaterapi, fitoterapi gibi disiplinlerin bir arada olduğu bir eczane hayal ediyordum. Bunun için de tabii ki eczanenin konumu ve dekorasyonu çok önemli. 

“Eczacı Oscar’ı sayılan Altın Havan’da Yılın Eczane Yerleşim Ödülü’nü kazandık. Bu ödül beni çok motive etti.”

İşletme yan dalı size neler kattı?
Bu yan dalı bir tür kulüp gibi görüyordum. Sosyal yanımı geliştirmeme vesile oldu. Burayı açmadan önce yurt dışına gidip eczaneleri dolaştım, eczane tasarımlarını inceledim. Özellikle Floransa’da gördüğüm bir eczaneyi çok beğendim ve kendi eczanemin de böyle olmasını istedim. Yaptığım işte farklılık yaratmayı, kendimden bir şeyler katmayı seviyorum. Eczane dekorasyonunda uzmanlaşmış bir firmayla görüştüm. Onlara hayalimdeki tasarımı anlattım. Kendi fikirlerimi de taşıyan bir tasarım olsun istedim. 2019’da eczanemi açtım. Üç ay sonra eczacı Oscar’ı sayılan Altın Havan’da Yılın Eczane Yerleşim Ödülü’nü kazandık. Bu ödül beni çok motive etti. 

Altın Havan ödülü eczaneniz için neler değiştirdi? 
Hastalar Altın Havan’ın varlığından haberdar değil. Gelip de “Burası ne kadar güzel bir eczaneymiş!” dediklerinde “Bu konuda bir ödülümüz var!” diyoruz. O kadar. (Kahkahalar)

Altın Havan’ın adaylık süreci nasıl işliyor?
Önce başvuru yapmak gerekiyor, sonra eczacı ve bilim insanlarından oluşan bir jüri ekibi geliyor. Çekim yapılıyor ve değerlendirme başlıyor. Bu ödül, eczane eczacılığına 1-0 önde başlamamı sağladı. Ancak dekorasyon ne kadar iyi olursa olsun, hastayla iyi iletişim kuramazsanız hiçbir anlamı kalmıyor. Bunun için de “İnsanlara nasıl yardımcı olurum?”, “Çalışma arkadaşlarımı nasıl geliştiririm?” gibi sorular hep gündeminizde olmalı. 

İyi bir dekorasyonun eczane ticareti üzerinde olumlu etkisi oluyor mu? 
Mutlaka oluyor, olmuyor desem yalan olur. Ben de tüketici olarak, beni iyi hissettiren bir yerde daha uzun vakit geçirmek isterim. İnsanlar buraya ortamın enerjisinden etkilendikleri, daha iyi hissettikleri için de geliyor. Uzaktan bile gelen oluyor. Bunun anahtarı, dediğim gibi iyi iletişim. Para odaklı ya da asık yüzlü bir hizmet verirsek, iyi dekorasyon insanları buraya bir ya da iki kere daha getirir. Üçüncüde tercih edilmeyiz.

 “Her eczane kendi bakış açısına sahiptir. Eczanenin kendi kişiliğini oluşturması gerekir.”

Buradan eczacılık yolculuğunuza geçelim. Anne ve babanızın bildikleri ama sizin bilmedikleriniz, sizin bildikleriniz ama onların bilmedikleri arasında bir kıyaslama yaptığınız oluyor mu? 
Çok güzel bir soru. Hakikaten şanslıyım. Arkadaşlarım da “Ne güzel, sana yol gösteren birileri var” derdi. Annem ve babam bana özgür davranma şansı verdi. 14 yaşında tek başıma yurt dışına gidebildim. Şimdi ben biri için bu özgürlüğü sağlayabilir miyim, bilmiyorum. Eczaneyi açarken önce fikirlerini dile getirerek bana yardımcı oldular, ama bir noktadan sonra kendi yolumu çizdim. Her eczanenin kültürü farklı. Anne ve babamın eczaneleri bile birbirinden farklı. Her eczane kendi bakış açısına sahiptir. Eczanenin kendi kişiliğini oluşturması gerekir. Onlara gerektiğinde danışıyorum ama genelde inisiyatif alıyorum. Yanlış bir şey olacaksa da sorumluluk alıyorum ve bu çok daha öğretici oluyor.

Eczacılık bölümünü seçmenizde ailenizin ne kadar etkisi oldu?
Küçükken yazları eczaneye gitmek tatil eğlencesi gibi geliyordu. Özellikle şehre uzak bir kasabada olduğu için. Orada anne ve babamı izleyince çok mutlu oluyordum, çünkü sevgi ve saygı görüyorlardı. Onları eczaneye gelenlerin abisi ve ablası gibi görüyordum. Ben de insanlarla bir arada olmak istediğim için annemlere özeniyordum. Onlar bana mezun olduktan sonra “Gel, burada çalış” demedi. Ama tıp okumak da istemiyordum. Hem bilimle ilgim olsun hem de iletişim ön planda olsun diye onların izinden gitmek istedim. Bu sebeple eczacılığı seçtim. Bunu onların eczanesinde çalışarak değil, kendi yolumu çizerek yapacaktım. Eczacı olmasaydım, yine iletişimin yoğun olduğu bir meslekte olmak isterdim. İnsan iletişimini seviyorum. İletişime girmeyi sevmeyen biri eczane eczacılığı yapmamalı. 

Eczacı anne-babanın çocuğu olmak nasıl bir deneyimdi? 
Şanslıyım, çünkü eczacılardan oluşan arkadaş ortamlarında eczacılık dışında pek bir şey konuşulmazken annemle babam evde pek iş konuşmazdı. Tersi olsaydı soğuyabilirdim de. Annem güçlü bir kadın. Hem bize bakardı hem de aksatmadan işlerini devam ettirirdi. 

“Annem de babam da meslektaşım. Üç farklı eczane olarak birbirimize çok şey katıyoruz.”

Anne ve babanız bir eczacı olarak sizin fikrinize en sık hangi konularda ihtiyaç duyuyor?
Özellikle OTC ile ilgili danışırlar. Kendi depoları olmasına rağmen, benden ürün aldıkları çok olur. Mezun olduktan sonra beş ay kadar aromaterapi eğitimi almıştım. Eczanem açılana kadar birçok şey öğrenmek için kendimi kampa soktum. Yeni eczane açacak arkadaşlarıma söyleyeyim, ilk başta tedirgin oluyor insan. Bilmediğin şeyden korkarsın ama bence telaş yapmalarına gerek yok. Dermokozmetik, aromaterapi gibi alanlara ilgileri varsa bu alanlarda eğitim alabilirler. Benim ilgimi çeken konu aromaterapiydi. Hatta bu alanda annem de benden bir şeyler hazırlamamı ister. Ben de SGK konularında onlara danışıyorum. Üç farklı eczane olarak birbirimize çok şey katıyoruz.

“Kitleyi ve kültürü tanımak, konum, ürün portföyü, çeşitlilik, teşhir alanları, ürünlerin yerleşim düzeni çok önemli.”

Eczanesini yeni açan eczacılardan bahsetmişken, sizce onların bilmesi gereken ilk şey ya da düşebilecekleri en büyük yanlış nedir? 
Çok güzel bir soru. Her şey başta korkutucu geliyor. Ruhsat aşaması çok zorlu. Kendinize “Bu süreç ne zaman bitecek?” diye soruyorsunuz. Eczaneyi ilk açtığınızda yaşanan boşluk hissi çok doğal. Hele bir de başka bir eczaneyi dolu dolu görünce tuhaf hissediyorsunuz. Zaten yeni olan her şeyde bir adaptasyon süreci oluyor. Kendilerini başkalarıyla kıyaslamasınlar. Her şeyin kendi dinamiği var. Ticaretle ilgili bilenlere danışsınlar. Gelir-gider tablolarını iyi öğrenmeleri gerekir. Eczanenin konumu çok önemli. Hastane karşısında olursanız müthiş bir reçete yoğunluğu olacağı için SGK ile alakalı kendinizi geliştirmeniz gerekir. Cadde ya da çarşı eczanesiyseniz ona göre ürün seçimi yapmanız gerekir. Kitleyi ve kültürü tanımak, konum, ürün portföyü, çeşitlilik çok önemli. Teşhir alanları ve ürünlerin yerleşim düzeni de öyle. Başka bir eczaneyle cironuz aynı olsa da farklı kazançlar elde edebilirsiniz. O yüzden eczaneleri dış görünüşleriyle ve ciro oranlarıyla değerlendirmemek gerekir.

Hayli kalabalık bir ekip yönetiyorsunuz…
Şimdi stajyerlerimiz de var, en kalabalık zamanda geldiniz. Asıl kadroda ben hariç üç kişi daha var. Biri yardımcı eczacım. Sinerjimiz çok güzel olduğu için, yardımcı eczacılık süresi bittikten sonra da benimle devam edecek. Eczacı teknisyeni arkadaşımız çok tecrübeli. Diğer arkadaşımız daha yeni ama bize yardımcı oluyor, mesleği öğreniyor ve daha da gelişecek. Hepimiz gelişmeye çalışıyoruz. Ek olarak şu anda iki Eczacılık bölümü öğrencisi stajyerimiz var.

Bir yönetici olarak baktığınızda, eczane öncesi bir firmada çalışmak size neler kattı?
Mezun olur olmaz eczane açsaydım zorlanırdım diye düşünüyorum. Burada çalışanınızın eczaneye karşı aidiyeti olmalı. Onun gelişimi için uğraşayım, ona özgü geri bildirimler verebileyim ki meyvelerini alayım. Firmada çalışırken birebir performans görüşmeleri olur. Onlardan çok şey öğrendim. Buradaki dinamikler elbette çok farklı. “Bunu ben bilirim” demekle yöneticilik olmuyor. Zaten 40 yıllık eczacı da olsam yarın liderlik ve yöneticilikle ilgili yeni bir şey öğrenebilirim, bu bitmeyen bir öğrenme süreci. Çocuğum yok, ama ebeveynlik yetilerimi geliştiriyor. Benden yaşça büyük kişileri yönetmeyi öğrenebiliyorum, bu hem aile hem de arkadaşlık ilişkilerimi etkiliyor. Mesleğimin bu tarafını çok seviyorum. İnsanın kendine yapacağı en büyük yatırım iletişimini kuvvetlendirmek. Üç senelik bir eczanem olmasına rağmen, hastaların güveni sayesinde burası çok daha eski bir eczaneymiş gibi geliyor bana.

Doğru yöneticiliğin bir kriteri de doğru ekip arkadaşları bulmak galiba…
Kesinlikle, hatta en önemlisi o. Doğru işe alım yapmak çok önemli. Doğru işe alımdan sonra verdiğiniz emek harika bir şeye dönüşüyor ama yanlış işe alım hem zaman kaybına hem de maddi ve manevi kayba sebep oluyor.

Eczanenizin ilk günlerine talihsiz bir şekilde pandemi damgasını vurdu. O süreci nasıl yürüttünüz?
Açıkçası öncesinde eczane eczacılığı sürecini bilfiil bilmediğim için o durumun farkındalığını yaşayamadım, bu eczane direkt pandeminin içine doğdu sayılır. Bir sene önce açsaydım belki  de çok zorlanırdım. Maddi olarak elbette etkilendim. Onun dışında, o dönem için yeni olmamın dezavantajlarından biri bu çevrede tanınmamak oldu. Ama açılmalar başladıktan sonra o dönemde gelen hastalar bize empatiyle yaklaşınca aramızda bir bağ oluştu. Elbette daha önce yaşamadığımız bir süreçti, annelerimiz babalarımız bile yaşamamıştı, hep birlikte yaşadık. Çok korktuk, maalesef çok kayıp verdik ama içinde yaşarken o değişen hayatı bir şekilde kanıksadık.

“Sosyal medyada konuyla ilgili bilgi sahibi olmadan fikir verilmesini yanlış buluyorum. Bu, canımı acıtan bir konu.”

Eczacılıkla ilgili bir şeyi değiştirebilseydiniz neyi değiştirirdiniz?
Eczacılığın danışmanlık yönünün çok daha ön planda olmasını isterdim. Hem bitki hem de modern tıp konusunda birçok yetkinliğe sahibiz, bunların daha iyi değerlendirilmesini isterdim. Sosyal medyada konuyla ilgili bilgi sahibi olmadan fikir verilmesini yanlış buluyorum. Bu, canımı acıtan bir konu. Sosyal medyadan tedavi yöntemi öğrenemezsiniz. Mesela size Parasetamol’ü sorsam bana doğru bilgiler verirsiniz, çünkü bilgi orada, ulaşılabilir durumda. Ama konu bu değil. Parasetamol hangi yaşta nasıl kullanılıyor, çocuk bekleyen biri kullanabilir mi? Bu bilgiyi kimden aldığınız önemli. Okula başladığımda dokuz tane fakülte vardı, şimdi ise 60 tane. Benim zamanımda bir özel üniversite vardı, başka yoktu. Eğitimler şu an nasıldır bilemem ama havuz belli, hoca sayısı belli… Bu kadar fakülte açılmasını doğru bulmuyorum. İlaç firmasındayken Farmakovijilans departmanında çalışıyordum. İlacın yan etkilerini Sağlık Bakanlığı’na ve WHO gibi büyük organizasyonlara raporluyordum. Dünyadaki ölüm nedenlerinde en üst sıralarda yanlış ilaç kullanımı var. O yüzden doğru ilaç kullanımı ve doğru danışmanlık çok önemli. Mesleğimize sahip çıkmalıyız. Bilirkişiler konuşmalı. Ben eczacı olsam da bilmediğim konuda “Bilmiyorum” diyebilmeliyim. İnsan hayatı söz konusu burada.

Gelecekte meslekte kendinizi nasıl bir yerde görüyorsunuz?
Kısıtlı gibi görünse de eczane eczacılığıyla ilgili kendimizi geliştirebileceğimiz birçok alan var. Stajyerlere ya da yeni mezunlara katkıda bulunmak, onları yetiştirmek istiyorum. İlla bilimsel de değil hayatla da ilgili… Belki akademi tarzında bir staj programı da olabilir. 

Son olarak Instagram’daki yemek hesabınızdan da bahsedelim mi? 
Gezmeyi ve gezdiğim yerlerde yemek yemeyi çok seviyorum. Neredeyse benim için hayatın anlamı diyebilirim. Yurt dışına gittiğimde alışveriş değil de iyi bir yemek yemeyi çok daha anlamlı buluyorum. O hesapta da kendime has bir tarzla önerilerde bulunuyorum. Arkadaşlarım ve takipçilerim yeni öneriler için sayfama giriyor. Antepli olduğum için damak tadımın iyi olduğunu düşünüyorum. (Kahkahalar)

“En büyük hayallerimden biri herkesin granülosit bağışının ne olduğunu…

Eczacı Elif Bölükbaş, yardımcı eczacılık yaparken bir yandan da kurucusu olduğu Kan Akademi vesilesiyle kan bağışını toplum kültürünün bir parçası haline getirmeye çalışıyor.
selinfmz
4 dakikada oku

Güneşten korunma hakkında her şey: 3. bölüm

Konuk yazarımız Dr. Ecz. Gamze Yüksel, güneşten korunma konulu yazı dizisinin 3. bölümünde güneş filtresi çeşitlerini ve hangi filtrenin tercih edilmesi gerektiğini açıklıyor.
selinfmz
7 dakikada oku

“‘İnsanlar benim gördüklerimi görebileceklerini bilmeli’ motivasyonuyla bu işe başladım.”

Astrofotoğrafçılığıyla geniş bir takipçi kitlesine ilham veren Ecz. Süleyman Akgüneş ile gökyüzüne tutkun olmak üzerine…
selinfmz
9 dakikada oku

Bir yorum yazın...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir