“‘İnsanlar benim gördüklerimi görebileceklerini bilmeli’ motivasyonuyla bu işe başladım.”

Eczacılıkla birlikte yürüttüğü astrofotoğrafçılığıyla haber bültenlerine konu olan, Türkiye’nin karanlık bölgelerinde çektiği büyüleyici gökyüzü fotoğraflarıyla geniş bir takipçi kitlesine ilham veren Ecz. Süleyman Akgüneş ile gökyüzüne tutkun olmak üzerine…

Astrofotoğrafçılığı nasıl tanımlarsınız ve bu alana nasıl ilgi duymaya başladınız?
Astrofotoğrafçılığı özetle uzaydaki gök cisimlerinin fotoğraflanması olarak tanımlayabiliriz. Geniş açı, gezegen, güneş ve derin uzay astrofotoğrafçılığı gibi dalları var. Ben daha çok geniş açı astrofotoğrafçılığına yoğunlaşıyorum. Derin uzay türünde incelenen objeler sönük ve uzak objeler olduğundan daha ağır ve hassas ekipmanlar kullanılıyor. Aynı sebepten, uygun bir yerde sabit durup objektif yönlendirilerek çekim yapılabiliyor. Geniş açı türünde ise biraz daha seyahat etmek gerek. Kamp yapmayı, doğada vakit geçirmeyi, yeni yerler keşfetmeyi çok sevdiğim için, geniş açı astrofotoğrafçılığı bana daha uygun. Bu yüzden gökyüzü ve yeryüzünün birlikte olduğu fotoğrafları daha çok seviyorum.

“Eczacı arkadaşlarıma ‘Sizi çok güzel bir yere götüreceğim’ dedim. Vardığımızda gerçekten çok etkilendiler. Bu kadar yıldızın gözlerinin önünde olabileceğini tahmin etmiyorlardı.

Fotoğraf çekmeye ne zaman başladınız?
İlk profesyonel fotoğrafımı astrofotoğrafçılıkla ilgilenmeye başladıktan sonra çektim. Hatta şu ana kadar gündüz çektiğim fotoğraf karesi sayısı çok çok azdır. Astronomi ve uzay bilimlerine olan merakım beni bu alana yöneltti. İncelediğim kaynaklarda gördüğüm görseller ve izlediğim belgesellerdeki görüntüler o kadar büyüleyiciydi ki, çok geçmeden “Nasıl yapabilirim, ne tip makinalara ihtiyacım var?” gibi sorular sormaya başladım. 2017’de bir gün bir arkadaşımın kamerasını ödünç alıp İğneada’ya gittim. Gökyüzünü ilk kez orada fotoğrafladım. Çok heyecan vericiydi. Uzun süre sonra o kadar yıldızı ilk kez orada görmüştüm. Sonrasında Türkiye’nin karanlık bölgelerini incelerken Kıbrıs’ta Dipkarpaz diye bir bölge buldum. Kıbrıs’ın en doğusunda kalıyor. Hem şehirden uzak hem de sanki dünyadan uzak bir yerde. Kıbrıs’a eczacılık fuarına gidiyordum, ama aklımda gece oraya gidip fotoğraf çekmek vardı sadece. Otelden transfer aracı bulamayınca fuara gelen yedi-sekiz eczacı arkadaşımı ikna ettim, birlikte bir araç kiraladık. Onlara “Sizi çok güzel bir yere götüreceğim” dedim. Vardığımızda gerçekten çok etkilendiler. Bu kadar yıldızın gözlerinin önünde olabileceğini tahmin etmiyorlardı, çok mutlu oldular. Orada Samanyolu merkezini ilk kez fotoğrafladım. Ondan sonra her sezon devam ettim. Seyahatlerimi bölgenin ışık kirliliği ve ay takvimine göre hazırlamaya başladım.

Peki eczacılığa nasıl yöneldiniz?
Genel eczacı çevremin aksine, ailemde bir eczacı yoktu. Eczacılık, özel bir kitleye tanınmış bir hakla işletme kurmanın en sistematik yolu gibi geliyordu bana. Birilerine yardım edebiliyor olmanın verdiği psikolojik kazanım etkili olsa da, eczacılığa olan yaklaşımım ideolojiden ziyade rasyonel bir yaklaşımdı diyebilirim. Eczacı olmasaydım, büyük ihtimalle başka bir işletme kurardım. Çünkü zaman kontrolünün elimde olmadığı bir senaryo beni pek mutlu etmezdi.

Aslında ikisi birbirine oldukça zıt. Eczacılıkta küçük bir alana sıkışıp kalınırken, astrofotoğrafçılık hem mobil hem de açık havada olmayı gerektiriyor. Eczacılık insanlarla iç içe bir meslekken, astrofotoğrafçılık yalnızlığa ve dinginliğe övgü gibi. Bu zıtlık hayatınıza nasıl yansıyor?
Eczanede yaklaşık üç yıldır birlikte çalıştığım, arkadaş gibi olduğum, çok güzel bir ekibim var. Uzun süreli seyahatler mümkün olmuyor, ama bazen anlık kararlarla ilerleyebiliyorum. Astrofotoğrafçılıkta seyahate çıkmadan önce, bölgenin ışık kirliliğine, hava durumuna ve ay takvimine bakmanız gerekiyor. Yeni ay ve ona yakın evreleri tercih ediyoruz ki gece pozlama yaptığımızda ay ışığından etkilenmeyelim. Bu yüzden seyahat zamanlaması son anda değişebiliyor. Eczacılık bu noktada avantajlı hale geliyor. 

“Astronomiyle ilgilenince evrenin büyüklüğünün daha kolay farkına varıyorsunuz. Koskoca evrende hayatta kalabileceğiniz küçücük bir küre var. Bu yüzden çıkıp tecrübe etmeyi tercih ediyorum.”

Kendilerini dört duvar arasında sıkışmış hisseden meslektaşlarınıza bir tavsiyeniz var mı? 
Zamanın birçok şeyden daha değerli olduğu bir dönemde hissediyorum kendimi. Bu biraz da neyin sizi mutlu ettiğiyle ilgili bir durum. Çocukluğumu etrafı kapalı, büyük bir lojmanda geçirdim. Bu özgürlük ve keşfetme hissi bana her zaman mutluluk veren bir detaydı. Bir de astronomiyle ilgilenince evrenin büyüklüğünün daha kolay farkına varıyorsunuz. Koskoca evrende hayatta kalabileceğiniz küçücük bir küre var. Bu yüzden çıkıp tecrübe etmeyi tercih ediyorum. Biraz geri çekilip kendi dünyamızı değerlendirdiğimizde bu farkındalık daha yüksek olacaktır diye düşünüyorum.

Peki hastalarınızın bu uğraşınızdan haberi var mı?
Evet, kimisi takip ediyor. Sonradan öğrenip sırf bu yüzden tanışmak için gelen de oluyor. Nadiren de olsa… 

Astrofotoğrafçılığın hakkını vermek için başlamadan önce hangi dallarda gelişmek, araştırmak, okumak gerekiyor? 
Gökyüzündeki objeler yıl içinde mevsimlere göre, gün içinde saatlere göre sürekli değişiyor. Neyi, nasıl, nerede, hangi açıyla fotoğraflayacağınızı bilmeniz lazım. Bu yüzden temel astronomi bilgisi şart. Bunun için uygulamalar da var. Bu sayede, belli bir yönde belli bir saatte hangi objenin görüneceğini bulabilirsiniz. 

Ecz. Süleyman Akgüneş’in arşivinden…

Başlamak isteyenler için olmazsa olmazlar neler?
Cep telefonları kameraları çok gelişti. Çok iyi sonuçlar alındığını görüyorum. Uzun pozlama, manuel ayarlama yapılabilen herhangi bir cihazla çekim yapılabilir. Bir fotoğraf makinesi varsa, özellikle geniş açılı bir lensle daha iyi olur. Derin objeleri fotoğraflarken odak uzaklığı daha büyük lensler kullanıyoruz. Gökyüzündeki objeye yaklaştıkça Dünya’nın dönüş hareketini daha çok hissederiz, bu yüzden hedefimizin kamera açısından ayrılmaması için çeşitli gökyüzü takip sistemlerine ihtiyaç duyarız. Ek olarak, zifiri karanlıkta, doğayla iç içe, böcekler ve diğer hayvanlarla bir arada çalışmanın da sorun olmaması lazım. 

Kalabalık bir takipçi kitleniz var ve her geçen gün astrofotoğrafçılığa olan ilginin arttığını görüyoruz. Sizce bu ilginin artmasının sebebi nedir? 
2017’de bu alanı araştırırken soru sorabileceğim çok az astrofotoğrafçı vardı. Şu anda ciddi bir artış var. Başlama motivasyonumu anlatayım: Diyarbakır’da doğdum. Anneannemin Dicle’de merkezden uzak bir bağ evi vardı. Yaz aylarında oraya gider, geceleri damda yatardık. Küçükken de yaz gecelerinde Samayolu’nu izliyormuşuz meğer. Oradan kalan bir şeyler var,  çünkü gökyüzünün potansiyelinin farkındasınız. Ama şehirde büyüyen insanlar bu potansiyelden habersiz. Bunu tekrar tecrübe ettiğimde “Belgelemek, fotoğraflamak istiyorum; insanlar benim gördüklerimi görebileceklerini bilmeli.” motivasyonuyla başlamıştım. Zaten bunu gösteren insanlar çoğaldıkça ilgi de artmaya başladı. Türkiye’nin tüm karanlık yerlerinde düzenlenen gözlem şenliklerinin sayısı da artıyor.

Melikler Yaylası’ndaki çekiminiz haber bültenlerine konu olmuştu. Nasıl bir deneyimdi?
Melikler Yaylası, dağlık bir yerde ve şehirden çok uzakta olması nedeniyle Türkiye’nin en karanlık yerlerinden biri. Fotoğrafçılıkta ikinci yılımdı. Orada bir “time-lapse” çalışması yapmıştım. O zamana kadar parça parça mutlaka böyle çekimler yapılmıştı, ama üç-dört gecelik çalışmayı birleştirdiğimde insanların daha önce görmediği gökyüzü görselleri çıktı ortaya. O yüzden çok ilgi çekti, haberlere konu oldu. Herkes “Türkiye’de böyle bir şey mi varmış?” demeye başladı. Ondan sonra çok daha iyi çalışmalarım oldu, ama aynı derecede ilgi çekmedi.  

YouTube kanalınız var ama çok aktif değilsiniz…
Evet, YouTube kanalımda düzenli paylaşım yapmıyorum. Orayı, yaptığım time-lapse çalışmalarını arşivlemek için kullanıyorum. Oraya yüklediklerim, bir senede yapılan videolar. Sürekli güncel tutmak zor. Bir senede ancak dört dakikalık bir video çıkıyor ortaya. 

Peki sizi en çok zorlayan gözlem hangisiydi?
Artvin’e bağlı Yusufeli’ndeki Dilberdüzü Yaylası’na gitmiştik. Oraya araçla gidilemiyordu. Dağın tepesinde bir bölgede kamp yapacaktık. Tüm ekipmanı taşıyarak yaklaşık altı saat süren bir tırmanış yaptık. Herhalde en zorlandığım kamplardan biriydi. 

Gözlemlere başka astrofotoğrafçılarla mı yoksa arkadaşlarınızla mı gidiyorsunuz?
Genelde arkadaşlarımla gidiyorum. Bu işte yalnız seyahat etmek biraz zorlayıcı. Karanlığa alışabilirsiniz ama gördüklerinizi biriyle paylaşmak çok daha güzel. Güvenlik açısından da daha iyi oluyor. Zaten kamp kültürünü seven arkadaşlarım var, onlar için gecenin karanlık olması ayrı bir avantaj. Kendi aralarında toplanıp gözlem yapan grup, genelde derin uzay astrofotoğrafçıları oluyor. Genelde karanlık bir nokta bulup oraya yerleşiyorlar. Kurulumları da uzun sürüyor. Bazen onların kamplarını da ziyaret ediyorum ama daha çok dolaşıyorum, sürekli yer değiştiriyorum. 

Bugüne kadar en iyi kareleri nerede yakaladınız?
Karanlığı dolayısıyla Melikler Yaylası’nda güzel gökyüzü fotoğrafları çıkmıştı. Tuz Gölü’nü çok seviyorum. Hem karanlık hem de yansıma özelliği var. Gökyüzünü ikiyle çarpmış gibi bir görüntü veriyor. Gece yürürken bile yerde Samanyolu’nu görüyordum. Karadeniz’deki görüntüleri de çok sevmiştim. Yükseklikten dolayı keskin görüntüler yakalayabildim. Türkiye dışında Avusturya’da yaptığım çekim iyiydi. Yurt dışında farklı astro turlar yapmak istiyorum. 

Gitmek istediğiniz ama henüz gitmediğiniz yerler listeniz var mı?
Hem karanlık hem de coğrafi açıdan çok güzel bir ülke olduğu için Ürdün’e gitmek istiyorum. Özellikle yüksekliği, şehirden uzak oluşu ve yine karanlığı sebebiyle Kanarya Adaları’ndan Tenerife’ye gitmek isterim. Madagaskar, Endonezya, Hawaii de var listede. Önümüzdeki yıllarda umarım gidebilirim.

Ecz. Süleyman Akgüneş’in arşivinden…

Pandemi dönemi astrofotoğrafçılığı nasıl etkiledi?
Aslında olumlu bir etkisi oldu. Yasaklar dolayısıyla doğaya daha rahat kaçabildim. Mesela çekimlerimizde uçaklar sorun olur, o sene çektiğim fotoğraflarda hiç böyle bir sorunum olmadı. 

Işık kirliliği olan bir ülkede karanlığı aramak nasıl bir süreç?
Gece çekilen uydu fotoğrafları sayesinde ışık kirliliği haritaları çıkaran siteler var. Hangi bölgenin ne kadar karanlık olduğunu görebiliyorsunuz. Oradan planlama yapılabiliyor. Özellikle gitmediğim bir bölgeyse çok faydalı oluyor. 

Türkiye’deki şehirlerde yoğun ışık kirliliği olması buraya özgü bir sorun mu? 
Türkiye’ye özgü diyemem, Avrupa’da da aynı sorun var. Oradaki kentleşme bizimkinden farklı olarak yatay yerleşim odaklı olduğu için ışık kirliliği daha geniş bir bölgeye yayılmış oluyor. Ülkemizde Anadolu’da kentleşmeden uzak noktalarda çok güzel yerler var ama yoğun yerleşimler yüzünden onları bulmak gittikçe zorlaşıyor. Örneğin İstanbul’un çevresinde kalan iki saatlik mesafedeki alan bu açıdan çok kirli. Işığı kötü ve yanlış kullanıyoruz. Yeryüzünden ziyade gökyüzünü aydınlatıyoruz. Hala aydınlığın medeniyet olduğunu düşünüyoruz. Bu sadece astrofotoğrafçılığı değil, diğer canlıların yaşam döngülerini de büyük ölçüde etkiliyor. Hem de enerji israfı. Mesela İzmir Otoyolu’nun bulunduğu güzergah eskiden karanlık açısından çok verimli bir rotaydı, ama şimdi oradaki tesisler, istasyonlar devasa spotlarla aydınlatılıyor. “Işık modernliktir” havası var. Üstelik led ışık kullanıyorlar ki bu bizim için daha kötü. Köylerdeki turuncu ampüller çok daha iyi. Bir bakıyorsunuz, arkadaki koskoca köyün yaydığı ışıktan çok daha fazlasını tek bir benzin istasyonu yayıyor. Gittikçe kötüye gidiyor. Bir sezon tecrübe ettiğim karanlıkları, bir sonraki sezon bulamıyorum. On yıl sonra belki Samanyolu’nu çok nadir bölgelerde görebileceğiz ve bunun için özel turlar düzenleyeceğiz. Bazı ülkelerde ışık kullanımının yasak olduğu, ciddi denetimler yapılan, karanlık parklar var. Umarım Türkiye’de de yakın zamanda böyle adımlar atılır. 

Bu işin bilgisayar mesaisi ne kadar zamanınızı alıyor?
Gece çekimlerinde kameranın yaptığından biraz daha fazlasına ihtiyacımız olduğu için genelde “raw” (işlenmemiş) fotoğraf çekiyoruz. O yüzden fotoğrafı işleme kısmı da zaman alıyor. Time-lapse işlemlerinde binlerce fotoğrafı işleyip, arka arkaya dizdikten sonra video haline getiriyoruz. Çekimden uzun sürüyor diyebilirim. 

Dünyada sevdiğiniz, takip ettiğiniz bir astrofotoğrafçı var mı?
Çok var. Dünyada da bu alana ilgi oldukça arttı. Eskiden güzel bir fotoğraf gördüğümüzde kimin çektiğini aşağı yukarı tahmin edebiliyorduk ama şu anda mümkün değil. Özellikle karanlığa ulaşımı kolay olan Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde çok iyi astrofotoğrafçılar var. Avrupa’dakiler biraz daha şanssız. Karanlık bölgeleri çok daha az. İlk araştırdığım zamanlar, benden birkaç yıl önce başlamış Alyn Wallace’ı keşfetmiştim. Bir dönem Türkiye’de yaşadı, Türkçe de biliyor. Daha eskilerden İranlı Babak Tafreshi var. Fotoğrafçılık da teknolojiyle birlikte değişiyor ve yeni başlayanlardan da çok yetenekli gençler çıkıyor. 

Bu alanda varmak istediğiniz bir hedef var mı?
Bu benim için bir hobi olarak başladı, sonrasında belirli bir kitleye ulaştım. Bazı firmalardan çekim talepleri aldım. Bu işi görev duygusuyla yapmaya başlayınca aldığım keyfin azaldığını hissettim. Çok şikayetçi değilim ama işin daha stresli bir hale girdiği kesin. Bu da bir deneyim oluyor ama bu işte özgür olmak bir hedef olabilir. Ek olarak, bir yayınevinin talebiyle çocuklara özel bir astronomi atlası yazıyorum. Beni çocukluğumda etkileyip bu noktalara getiren bir dünyanın binlerce çocuğa neler yaptırabileceğinin farkındayım. Bu işin benim için en büyük motivasyonu da bu.

“En büyük hayallerimden biri herkesin granülosit bağışının ne olduğunu…

Eczacı Elif Bölükbaş, yardımcı eczacılık yaparken bir yandan da kurucusu olduğu Kan Akademi vesilesiyle kan bağışını toplum kültürünün bir parçası haline getirmeye çalışıyor.
selinfmz
4 dakikada oku

Güneşten korunma hakkında her şey: 3. bölüm

Konuk yazarımız Dr. Ecz. Gamze Yüksel, güneşten korunma konulu yazı dizisinin 3. bölümünde güneş filtresi çeşitlerini ve hangi filtrenin tercih edilmesi gerektiğini açıklıyor.
selinfmz
7 dakikada oku

“Dekorasyon ne kadar iyi olursa olsun, hastayla iyi iletişim…

2019’da çiçeği burnunda eczanesiyle Altın Havan’da Yılın Eczane Yerleşim Ödülü’ne layık görülen Ecz. Ece Bayram ile eczacılık anlayışını, ödülünü ve hayallerini konuştuk.
selinfmz
8 dakikada oku

Bir yorum yazın...

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir