“Kahramanı eczacı olan ilk yerli filmi çektim.”

4 dakikada oku

Eczacı / yönetmen İlker Sarı ile ilk filmi “Benzersiz”i ve bu işin inceliklerini masaya yatırdık.

Konya’daki Sarı Eczanesi’nin sahibi olan Eczacı İlker Sarı, 2014’te geçirdiği bel fıtığı rahatsızlığı sırasında düşünmek için bolca vakti varken, sinemaya olan ilgisini pratiğe taşımaya karar verdi. “Neden kahramanı eczacı olan bir film yok?” sorusunun peşine düştü ve kendi çabalarıyla “Benzersiz” filmini çekti. Filmde Cemal Hünal’ın canlandırdığı eczacı, nöbette yaşadığı saldırı sonrasında hayatında büyük değişiklikler yaşıyor ve yavaş yavaş yeni birine dönüşüyor. İlker Bey’in bir süredir üzerinde çalıştığı ikinci filminin hazırlıkları devam ediyor. Farmazon olarak, iki mesleği başarıyla bir arada yürüten eczacımızla sohbet etme fırsatı bulduk. 

“Bir koltukta iki karpuz taşınmaz, derler. Bunu söyleyenler herhalde Da Vinci’den önce yaşamışlar.”

Meslek seçimi aşamasında neden eczacılığı tercih ettiniz?
Liseden beri eczacılık aklımdaydı. Şu anda başka işlerle de uğraşıyorum, ama eczacılığı isteyerek tercih ettim ve severek okudum. “Bir koltukta iki karpuz taşınmaz” derler. Bunu söyleyenler herhalde Da Vinci’den önce yaşamışlar. Adam ressamdı, matematikçiydi, mucitti… Bir insanın tek mesleği olacak diye bir şart yok.  

Bir eczacının tek mekana sıkışıp kalmaması için neler yapması gerek?
Şu düşünceden vazgeçmek gerek: “En iyi bildiğin işi yap.” En iyi bildiğin işi de yap, sonra başka bir şeyi de en iyi şekilde öğren, onu da yap. Bu, tüm meslekler için geçerli. Eczacı, Facebook ve Instagram’da geçireceği zamanı, kendini başka alanlarda geliştirmek için kullanabilir.

Yıllardır eczacılık yapıyorsunuz, bu mesleğin hayatınıza ne gibi katkıları oldu?
Sadece kendim için yaşamaz oldum. Çevremdeki herkes için yaşıyorum. Bir bakkal, bir avukat bunu söyleyemez. Ama bir doktor, bir hemşire bunu söyleyebilir. Çünkü hayati önem arz eden bir işle uğraşıyor. Bu, korkuyla karışık bir sorumluluk duygusu oluşturuyor. Bir eczacı olarak hastalarla çok dikkatli konuşmak gerekiyor. Hem kimseye zarar vermemek hem de doğru bilgilendirmek için. Eczacılık, beni daha sorumlu biri yaptı diyebilirim. Cümlelerimi daha düşünerek söylemeye sevk etti. Daha az gaza gelen bir yapım var artık. Ama hâlâ gaza geliyorum. (Kahkahalar) Bakın işte, gaza geliyorum, bir film çekiyorum filan. 

Bildiğimiz kadarıyla, Türkiye’de film yazıp çeken ilk eczacısınız. Filmin fikir aşamasından pratiğe geçme süreci sizin için nasıl işledi?
Türkiye’de eczacılık yaparken film yazıp çeken ilk eczacı ben oldum. Aynı zamanda kahramanı eczacı olan ilk yerli film bu. Dünyada sayılı örneği vardır. Sam Rockwell’in oynadığı, 2014 yapımı bir film var: “Better Living Through Chemistry”. “Benzersiz” bildiğim ikinci örnek. Nasıl pratiğe geçtiğine gelince, her şey 2014’te bel fıtığım şiddetli şekilde nüksedince başladı. Üç ay kadar tavana bakarak yatmak zorunda kaldım. Benim için hayatın akışı durdu ve kendime dair düşünme fırsatı buldum. Böyle düşününce, “İyi ki bel fıtığı olmuşum” diyorum. Çok film seyreden biri olarak, “Neden bir eczacı üzerine film yok?” diye o zamanlar düşünmeye başladım. Sonra kaba bir hikaye geldi aklıma. Sonra senaryo üzerine ne bulursam okudum. Pratiğim olmasa da teorik bilgilerle senaryoyu tamamladım. Çevreme okuttuktan sonra, çok da bir şey ummadan İstanbul’da pek tanımadığımız bir menajere gönderdik ve o vesileyle Cemal Hünal’a ulaştık. Cemal Abi senaryoyu çok beğendi, ardından Ekin Türkmen, Ruhi Sarı gibi oyuncularla görüştük. Bizim bile beklemediğimiz bir hızda filmde oynamayı kabul ettiler.

Ana karakterinizin ne kadarı, kendi eczacılık deneyiminize dayanılarak oluşturuldu?
Filmdeki gibi nöbette başıma kötü bir şey gelmedi, ama hasta ile eczacı arasında yaşananların tümü benim de tecrübe ettiğim olaylar. Mesela muadil ilaç mevzusunda, önceden hazırladığım cümleler vardır. Üç kere sakin sakin tekrar edersiniz, dördüncü hasta gelir, sesiniz biraz yükselir. Beşinci hasta gelir, ister istemez hafif bağırarak söylersiniz. Filmde bunları kullandım. İnsanımız, kibarlığı eziklik zannediyor. Kültürel bir şey bu. 

Başrol oyuncusu Cemal Hünal eczacılıkla ilgili sizden ne tür ön bilgiler aldı?
Cemal Abi, senaryoma en çok kıymet veren oyuncuydu. Yurt dışında senaryo eğitimi de almış. Senaryoyu okuyunca, eczacılıkla ilgili sorunları anlamış zaten. Ben de anlattım. Eczacı karakterini ideal noktaya taşımak istemediğimi söyledim. Eczacının kafasının üzerinde halesi olsun istemedim. İyi de kötü de olabilen bir insan sadece.  

Filmde hatırı sayılır bir rolünüz var, kamera önüne geçme kararını nasıl aldınız?
Eşimle konuşuyorduk. “Dünyanın parasını yatırıyoruz, ev gitti, arsa gitti, arabalar gidiyor. Bari şu filmde görünelim. Bir aksilik olur, yayınlanamaz filan, en azından anı olur.” dedik. Eczacının kızını benim kızım oynadı mesela. Eşim de görünüyor, ama çok değil. Çevreden de eş, dost, akraba topladık. Önceleri kendime o kadar güveniyordum ki, “Hem yönetmenlik yaparım hem de başrol oynarım.” diye düşünüyordum. Sonra bunun mümkün olmadığını anladım. Ya oyunculuğu seçecektim ya da yönetmenliği. Bir fikrim vardı ve onu anlatmak istiyordum. O yüzden yönetmenliği seçtim. Oyunculuğu da anı olsun diye denedim. Bir de performansımı merak ediyordum. Bu konuda özgüvenim yüksekti, sebebi ne biliyor musunuz? CC.

CC nedir?
Cahil cesareti! (Kahkahalar) Bilmediğiniz şeyden korkmuyorsunuz. 

“Eczacı karakterinin kötü birine dönüşmesinin meslekle ne alakası olabilir?”

Film çektiğinizi duyan ya da daha sonra filminizi izleyen meslektaşlarınızdan nasıl tepkiler aldınız?
Üç tür tepki geldi. İlk grup, filmin kötü olduğunu söyleyenler. İkinci grup, filmin kötü olduğunu düşündükleri halde, kırılacağımdan korkup “Eline sağlık, eczacım.” diyenler. Bu insanlar çok nazik bence. Belki film ona hitap etmemiş, belki kan görmekten hoşlanmıyor. Ama şevkim kırılmasın diye söylemiyor. Üçüncü grup da filmi beğenenler. Sinemayı sadece eğlence olarak görmeyenler bu gruba giriyor. Diğer yandan, filmin eczacıları kötülediğini düşünenler de oldu. Oysa eczacı karakterinin kötü birine dönüşmesinin meslekle ne alakası olabilir?

Bir meslek grubu olarak eczacıların kültür-sanata olan ilgisinden memnun musunuz?
Bence eczacılar kültür-sanat faaliyetlerinde katılımcı olarak çok aktifler. Başka bir meslek grubunun bu kadar katılımcı olabileceğini sanmıyorum. 

Yazmaya ve çekmeye devam edecek misiniz? Sırada ne var?
Evet, ikinci bir film yazdım. Adı, Suitt: Kötülerin Dünyası. İlk filmde kara mizah / gerilim çektim, çünkü farklı bir şey yapmak istedim. Konya’da, taşrada, en sınırlı imkanlarla çektik ve salonları kapayan tüm vasat işlerin inadına yapılmayanı yapmak istedim. İkinci filmim, komedi, fantastik ve macera türlerini birleştiriyor. Türkiye için kült bir konu buldum ve onu yerelleştirdim. Ama bu sefer kendi paramı harcamayacağım. (Kahkahalar) Yapımcı arıyorum.

“Hayat hiç de kısa değil. Bazen bir gün o…

Tek başına Türkiye'nin eczacılık tarihini sırtında taşıyan Ecz. Melih Ziya Sezer'le bir öğle vakti zihnimize kazınan bir zaman yolculuğundan notlar...
selinfmz
9 dakikada oku

“Eczanede tek başına çalışırken içerik üretmek mümkün değil.”

Instagram’da “Sosyal Eczacı” kullanıcı adıyla tanınan Dr. Ecz. Gamze Aydoğan Yüksel ile sosyal medya, dermokozmetik ve eczacılık üzerine...
selinfmz
9 dakikada oku

“Geldi, bize güzel şeyler yaşattı ve gitti…”

Ecz. Banu Cengiz'in o ince ruhlu hayvanseverliğini biz bilirdik, ama bir süredir dünya da biliyor.
selinfmz
6 dakikada oku

Bir yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.