Yurt Dışında Eczacı Olmak: Fransa

12 dakikada oku

Fransa’da doğan ve eczacılık eğitimini Belçika’da tamamlayan Ecz. Cansu Pusatlıoğlu ile mesleğe Türkiye’de devam etme kararının ertesinde buluştuk; eğrisiyle doğrusuyla Fransa’daki eczacılık sistemini konuştuk.

Yurt dışında eczacılık okudunuz ve mesleğe orada başladınız…
Fransa’da doğdum, liseye kadar Fransa’daydım. Eczacılığı Brüksel’de okudum. 2016’da yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Yüksek lisanstan sonra bir sene boyunca “Sigara Bağımlılığı ve Tütün” konusunda uzmanlaştım. İlk tezimi “Hematoloji”, ikinci tezimi “Nargile” üzerine yaptım. Mezun olduktan sonra, Fransa’ya dönüp bir buçuk yıl orada çalıştım. İkinci eczacıydım. Bir yandan da Türkiye’de denkliğe başvurdum. Türkiye, Fransa ve Belçika diplomalarını tanımıyor. Denklik için bir kez daha yazılı ve sözlü sınavlara girmek zorundasınız. İşletme ve Mevzuat gibi derslere  giriyorsunuz.

Fransa’da eczacılık yaptıktan sonra buraya dönmeniz nasıl karşılandı? 
Hem Avrupa’daki sistemin burada uygulanmasından memnun değiliz hem de oraya özeniyoruz. Burada bir paradoks var. Evet, çok iyi bir eğitim aldığımın farkındayım, ama Fransa’nın da zorlukları var. Her iki ülkenin avantajı ve dezavantajı var, benim için Türkiye’nin avantajları Fransa’nın avantajlarına ağır bastı. Fransa’da doğup büyümemiş bir insan için, bunu anlamanın zor olabileceğini biliyorum.

Sizce Fransa’daki eczacılık öğrencileri hangi hedeflerle mezun oluyor?
Örneğin ben, mezun olduktan sonra ne yapacağımı bilmiyordum. Hematoloji dalında yüksek lisans yapmamın sebebi de buydu. Tıbbi laboratuvarlarda çalışmak istersem, tezim sayesinde beni öne alırlar diye düşündüm. Laboratuvar, kozmetik, endüstri… Bütün kapılar açık. Sadece eczane açmak için mezun olmuyor kimse. Hastane eczacılığı, endüstri, kozmetik fabrikası, laboratuvar. Dört alan var. Hatta fakültede teknisyenlere ders de verebilirsiniz. Ne istediğinize, neyi sevdiğinize göre değişir.

Peki liseden sonra neden eczacılığı tercih ettiniz?
Sağlık, Kimya, Botanik… Bunların karışımı olduğu için. (Kahkahalar)

Yurt dışında eczacılık eğitimi nasıl işliyor?
Belçika’da üç sene lisans, iki sene yüksek lisans. Fransa’daki tıp eğitimiyse üç aşamalı. İlk aşamasını PACES adı verilen bir yıllık bir eğitim sistemi oluşturuyor. Tıp, Diş Hekimliği, Eczacılık, Kineziterapi, Ebelik bölümü öğrencileri puanlarına göre bu eğitimi alıyor. İkinci aşama lisans, üçüncü aşama da yüksek lisans. Ama buradaki yüksek lisans gibi değil. Burada her gün gidilmiyor, insanlar hem çalışıyor hem yüksek lisans yapıyor. Orada her gün gitmek zorundasınız, bütün gün okuldasınız.

“Yüksek lisanstan sonra bir sene boyunca ‘Sigara Bağımlılığı ve Tütün’ konusunda uzmanlaştım. İlk tezimi ‘Hematoloji’, ikinci tezimi ‘Nargile’ üzerine yaptım.”

Sizi “Sigara Bağımlılığı” konusuna yönelten neydi?
Son senemde okulda bu konuda bir sunum dinledim. Tabakolojiyi anlatıyorlardı. Yeni yeni gelişen bir alan. Çok sevdim. Türkiye’de de yok sanırım. Kazalardan daha çok öldüren sigara banalize olmuş durumda; doktorlar içiyor, eczacılar içiyor… Neden kimsenin buna değinmediğini hep merak ederdim. Bu durumun psikolojik tarafıyla da ilgileniyordum. Bunun önümdeki ikinci kapı olduğunu fark ettim. Bu sayede Fransa’da hem eczanede çalışıyordum hem de muayenelerim oluyordu. 

Sigara bağımlılığı için eczanelerde muayene sistemi mi var?
Bağımlılar eczaneye geliyor, onlarla iletişim kuruyoruz. İsterlerse randevu veriyoruz. Hatta ben muayeneleri yaparken, baş eczacım da bu konuda eğitim aldı ki ben ayrıldıktan sonra seanslara o devam edebilsin. Hasta, “Sıkıntı yaşıyorum, şu an sigara içmek istiyorum” diyerek randevusuz bir şekilde eczaneye gelebilir. Bağımlılığın psikolojik, fiziksel ve alışkanlık boyutunu tek tek çalışıyoruz. Herkes farklı sigaralar içiyor, nedeni farklı, yaşı farklı, karbonmonoksit oranları farklı. Bu alana bayıldım ben. Türkiye’de de eczane içinde yapmak istiyorum. Ama hastaları ikna etmek daha zor olacak, eminim. Buradaki insanlar bu konuda daha inatçı.

Böyle bir alanın eklenmesi, eczacılığın sağlık danışmanlığı tarafının da öne çıkmasını sağlayacaktır…
Evet, hastanın en yakın danışmanı eczacı olmalı. Üstelik bu alan, eczanede uygulanması çok kolay bir pratik sunuyor. Fransa’da randevu almadan geliyorlardı ya da arıyorlardı. “Cansu Hanım, canım çok sigara içmek istiyor.” diye. Cep telefonumu da veriyordum, eczane kapandıktan sonra bu hastaları bırakamayız ki.

Bağımlı sponsorları gibi çalışıyormuşsunuz. Bunu yaparken eczacılığa vakit kalıyor muydu?
Eczane içinde vakit kalmıyordu doğrusu. Sigarayla ilaçlar arasında çok fazla etkileşim var. Çok sayıda hastaya tansiyon ilacını bıraktırdık. Şeker, kolesterol ve tansiyon ilaçlarında çok güzel sonuçlar alıyoruz. Çünkü sigara içmek tansiyonu yükseltiyor. O yüzden kişi aynı zamanda tansiyon düşürücü de alıyor. Sigarayı bırakınca, tansiyon normale düşüyor. Ama tansiyon düşürücü almaya devam ettiği için düşmeye devam ediyor. Bu sefer baş dönmeleri, bayılmalar oluyor. Yüksek tansiyonlu kişi doktora gittiğinde sigarayı bırakması söylenmiyor, hemen ilaç yazılıyor, çünkü öylesi daha kolay. Sonra kişi sigarayı bıraktığında, “Sigarasızlık bana iyi gelmedi!” demeye başlıyor. (Kahkahalar)

Bir Türk eczacı olarak Fransa’da tutucu bir tavırla karşılaştınız mı?
Evet, bir buçuk yılda iki kez yaşadım. Her hafta düzenli olarak ilaçlarını almak için gelen yaşlı bir çift vardı. Her geldiklerinde, teknisyen bana “Ben ilgilenirim, eczacım.” diyordu. Biraz tuhafıma gidiyordu, ama sorun etmiyordum. Üç-dört hafta geçti. Buna takılmaya başladım. Neden bu insanlara hizmet veremiyorum ki? “Bir sıkıntı mı var?” diye sordum. Baş eczacıyı aramışlar. “Biz o kişiden hizmet almak istemiyoruz.” demişler. İsmim farklı, tipim farklı. Böyle bir karara varmışlar. Baş eczacıya gidip, “Onlarla konuşabilir miyim, izin verir misiniz?” diye sordum. İzin verdi. O çift geldiğinde onları karşıma alıp “Benimle yaşadığınız sorun nedir? Bu meslek için gerekli eğitimi aldım ve size hizmet vermek istiyorum. Bilgimden yararlansanız da, kim olduğumu, ırkımı, dinimi sorun etmeseniz nasıl olur?” dedim. Ondan sonra açılmaya başladılar. Anladım ki, kötü bir mahallede oturuyorlar. Araplarla ilgili sıkıntıları varmış, benim de Arap olduğumu sanmışlar. Arap değilim, ama olabilirdim de. Türkler de sıkıntı çıkarabilirdi. Herkesi aynı kefeye koyamazsınız. Ben onların sağlığı için hizmet vermeye çalışıyorum sadece.

Konuşmanız da büyük cesaret…
Sorunları konuşarak çözme taraftarıyım. Bir de güleryüz. Sonra beni çok sevdiler. Bir dahaki gelişlerinde ellerinde bir çiçek ve özür mektubu vardı. Hala saklıyorum. Daha sonra her gelişlerinde ben hizmet ettim onlara.

İkinci olay neydi?
İkincisi de bunun gibiydi, ama diyalog kanalları kapalıydı. Bağıra çağıra beni istemediğini söyleyen biri vardı karşımda. Genç biriydi. Onunla diyalog kurmaya çalışmadım. Zaten ilaçlarına baktığımda, çok da sağlıklı bir birey olmadığının farkına vardım. Hiç üstüne gitmedim.

Her ikisi de Fransızdı, değil mi?
Evet. Onlara şunu da dedim: “Ben de Fransızım. Üçüncü nesilim. Siz ne kadar Fransızsanız ben de o kadar Fransızım.” Biraz zoruma gitti, ama öyle. (Kahkahalar) O yüzden daha çok şunu kullanıyorum: “Franko-Türk’üm.” Eğitimli bir kişi bile bunu kabul edemeyebiliyor. Mesela Fransa’da yeni bir yasa çıktı. Çocukları okul gezisine götüren öğretmenlere yardım eden anneler artık başörtülü olamaz. Yasaklandı. Geçen sene meclise girdi ve kısa süre önce onaylandı. Böyle küçük şeyler, insanı ister istemez soğutuyor. Çok soğuk bir toplum. Ama Türkiye’de de çok içli dışlıyız. (Kahkahalar) Bazen hoşuma gitmiyor değil, ama ikisinin ortasını bulsak çok güzel olur. Burada bir ay staj yaptım, eczanede hastalara “amca, teyze” diyorlar. Hastalara su ikram ediyorlar mesela. Fransa’da su ikram etmek yok, hasta şunu diyebilir: “Sizin suyunuz yüzünden hasta oldum.” Her şeyi düşünmek zorundayız maalesef. 

“Beş dakikalık kahve molalarınız hesaplanır. Eczanede iş dışında konuşmak yok. Sabah beş dakika bile geç kalmak yok. Yoksa maaştan düşer. Sandalye yok zaten, bütün gün ayaktayız. Eğer bunlara razıysanız, gidin.”

Üstelik siz bunu orada doğmuş, büyümüş biri olarak söylüyorsunuz… Bir de buradan oraya giden insanları düşünün.
Orada tutunmak çok zor. Tanıştığım eczacılar orada doğduğumu ve okuduğumu duyunca ilk olarak şunu soruyor: “Neden geldin?” “Biz kaçmak için her şeyi yapıyoruz”. Elbette oraya gidebilirsiniz, ben de oranın eczacılık sistemini çok beğeniyorum. Ama bir eczacı olarak 2500 Euro ile Paris’te geçinmek çok zor mesela. Beş dakikalık kahve molalarınız hesaplanır. Eczanede iş dışında konuşmak yok. Sabah beş dakika bile geç kalmak yok. Yoksa maaştan düşer. Oturmak yok, oturacak vaktiniz varsa gidip rafları temizler ya da toz alırsınız. Sandalye yok zaten, bütün gün ayaktayız. Eğer bunlara razıysanız, gidin. Çünkü sistem çok güzel. Ama bana uymuyor işte. 2011 girişli olduğum için, burada eczanemi açma şansım varken neden orada kalayım? Robotlaşmış bir hayat istemiyorum. Akşam 7’de bütün kepenkler kapalı, kimse yok ortada. Keşke buradaki sosyal hayatla oradaki eczacılık anlayışını birleştirebilsek. 

Buradaki bir eczacının Fransa’da denklik alması ve eczane açması için ne yapması gerekiyor?
Orada yüksek lisans yapmanız beklenir. Lisans tarafında da birkaç derse kaydolmak gerekebilir. Krediye göre değişir. Fransızca istenir. Dil sınavına girersiniz. Ayrıca staj yapmanız gerekir.

Peki önce yardımcı eczacı mı oluyorsunuz?
Mezun olduktan sonra eczacısınız artık. Bir eczanede ikinci eczacı olarak çalışmaya başlarsınız. Cirosu 600.000 euro üzerinde olan eczaneler ikinci eczacı çalıştırmak zorunda. Ama her eczanede mutlaka ikinci eczacı vardır, çünkü eczaneyi eczacısız bırakamazlar. Baş eczacı 10’da geliyorsa, 8’de eczanede mutlaka bir eczacı vardır. Teknisyenlere ya da kalfalara bırakamazsınız. Hastalar bir eczacıyla konuşmak istiyor. Denetim de çok sık oluyor. Mesela bir zincir eczanede beş eczacı 11 teknisyen olabilir. 

Yurt dışında eczacı olmakla ilgili doğru bilinen yanlışların üzerinden geçtik, ama bu konuyla ilgili eklemek istediğiniz bir şeyler olabilir…
Haftada 35 saat çalışıyoruz dedim, ama aslında 40 saati buluyor. O beş saati saymıyorlar. Çünkü genelde baş eczacı gidiyor, açılışı ve kapanışı ben yapıyorum. Kasayı saymak gerekiyor. Banka işleri de oluyor. Baş eczacıysa bütün gün evrak işleriyle uğraşıyor. Hem de muhasebeci olmasına rağmen. Baş eczacı bu işlerden başını kaldırıp iki saat kendi işine dönse şanslı sayıyoruz kendimizi. Son eczanemde dört teknisyen, iki eczacı, bir stajyer vardı. Sabah 8’den 12’ye kadar teknisyenlerin verdikleri reçeteleri kontrol ediyordum. Ne verdiler, kime verdiler, etkileşim var mı diye. Bir hata olursa, en azından 12’den önce hastayı arayabilirim. Yani haftada beş saat fazla çalışıyoruz, ama sorun etmiyoruz. Çünkü ben bu beş saatten çok şey öğrendim. İşletmeyi öğrenemezdim yoksa.

Buraya döndüğünüzde, sosyal olarak en çok hangi konuda rahatladınız?
Artık monoton bir hayat yok! Buradaki insanlar cıvıl cıvıl ve candan. Kendimi rahatlamış hissediyorum, üzerimde baskı yok sanki. 

Oradaki eczacıların doğum / yıllık izinleri hakkında bilgi alabilir miyiz?
Baş eczacı tatile gittiğinde, eczanede ben olduğum için sıkıntı çıkmıyordu. Hiç kimse yoksa mesul müdür tutmak zorunda. Yıllık izin dört hafta, ama baş eczacılar için geçerli değil. Diğer eczacılar için geçerli. Doğum iznine gelince, şayet ilk çocuğunuzsa doğumdan önce altı hafta, doğumdan sonra 10 hafta izinlisiniz. İkinci çocukta da aynı, üçüncü çocuktan itibaren toplam 26 hafta ücretli izin hakkınız var. Bir yandan emzirme izinleri var, tam mesaili çalışmıyorsunuz, bu durum çocuk okula başlayana kadar devam ediyor. 

Fransa’da zincir eczanelerle serbest eczaneler arasında rekabet ne durumda?
Çok az serbest eczane kaldı. Fransa’da başka bir sorun daha var ki, burada henüz lafı edilmiyor: Parapharmacie’ler. Parapharmacie’ler, ilaç dışındaki tüm sağlık ürünleriyle beraber, medikal ve dermokozmetiklerin de bir arada satıldığı mağazalar. Eczacı çalıştırmak zorundalar, ama kâr marjları daha yüksek olan ürünleri satıyorlar sadece. Carrefour gibi markalar yapıyor bunu. Carrefour’un içinde küçük bir parapharmacie oluyor. Ürünler eczaneden daha düşük fiyatlara satılıyor. Eczacılar iş bulamayınca, buralarda zorunlu olarak çalışıyor. Bu arada maaşları da çok iyi. İlaç olmayınca işletmelerin sorumluluğu da düşüyor.

Yani buradaki Gratis, Watson gibi mağazaların eczacılı versiyonları.
Aynen öyle.

Peki insanların serbest eczaneleri tercih etme sebebi ne olabilir?
Farkında bile değiller. Fiyata ve mesafeye bakıyorlar. İnsanların başka hiçbir kaygıları yok. Diğer yandan serbest eczanelerin ayakta durmak için bir yere tutunmaları gerekiyor. Vergiler çok yüksek. Kolay kolay eczane açılamıyor artık. Yer yok. 3500 kişiye bir eczane düşüyor. İki eczane arasında 1 km mesafe olması şart. Nüfusa göre karar veriliyor. Buradaki gibi. Yer kalmadığı için sadece devralma şansınız var. Fiyatlar uçmuş durumda. 20 sene çalışıp para biriktireceksiniz, ancak o zaman toplayabilirsiniz. 

Fransa’dan geldiğiniz için dermokozmetik konusunda daha avantajlısınız, değil mi?
Çoğu dermokozmetik markası Fransız. Bunun mutlaka bir avantajı var. Burada staj yaptığımda, eczacılar sağ olsunlar bu özelliklerimi öne çıkardılar. İlaç, dermokozmetik, aromaterapi konusunda ayrı ayrı bilgimin olmasının bir ayrıcalık olduğunu öğrendim onlardan. Burada bazen dermokozmetik için güzellik uzmanları işe alınıyor. Fransa’da o kişi eczacı olmak zorunda, ürünleri bilmek zorunda. Burada bakım odası diye bir şey var. Bu da yeni bir şey benim için.

Fransa’da “muadil ilaç” sorunu nasıl çözülüyor?
Reçetede ilk sırada etken madde yazıyor, parantez içindeyse doktorun yazdığı ilaç ismi görünüyor. Ama yanında doktorun el yazısıyla “Değiştirilemez” yazıyorsa, aynı etken maddeye sahip olsa da hastaya başka bir ilaç veremezsiniz. Yazmıyorsa, aynı etken maddeye sahip başka bir ilaç önerebilirsiniz. İlk sırada etken madde yazdığı için, hasta büyük sorun çıkarmıyor. Yine de sıkıntılar yaşanabiliyor. “Değiştirilemez” notu olmadığı halde yine de ismi yazan ilacı isteyenler oluyor. Çok ısrarcı olursa, hastadan doktora o notu ekletmesini rica ediyorum. Çünkü sigortanın orada yazan ilacı karşılamadığı durumlar oluyor. Bu durumda eczacı olarak muadil ilaç vermek zorundayım. Her üç ayda bir sigorta görevlisi geliyor. “Sizin bölgenizde bu ilaç istendiğinde %90 oranında muadil verilmiş, siz neden sadece %75 oranında verdiniz?” diye hesap soruyor. Tekrarlanırsa ceza kesiyor. O yüzden reçeteleri taratır, saklar, gerektiğinde gösteririz. Muadil vermediğim durumda, belli markaların öne çıkmasını sağlamışım gibi görünüyor. Muadil olunca, sigortaya da daha az maliyeti oluyor. Parantez içinde yazan 15 Euro ise, muadili 5 Euro mesela. Bu arada sigorta görevlisi doktora da gidiyor. Diyor ki, “Siz neden hep ‘Değiştirilemez’ yazıyorsunuz?” Bu sistem burada olsa, eczacıların işi kolaylaşır.

Doktorla eczacılar arasındaki ilişki nasıl?
Doktor o ilacı yazdı diye vermek zorunda değilim. İki ilaç arasında etkileşim olabileceğini düşünüyorsam vermeme hakkım var. Bu durumda doktoru arıyorum, ama %80 oranında iyi tepkiler almıyorum. “Ben doktorum, ben bilirim.” diyor. Riskin farkında olduğu halde fikrini değiştirmiyorsa, reçeteye “Doktoru aradım, sorumluluk doktorundur.” diye not alıyorum. Doktora ulaşamıyorsam riski üstlenebilirim. Eczacı olarak, reçeteyi uzatma şansım da var. Dozajı değiştirme yetkim de var. Tabii riskin çok az olması lazım, her ilaç için geçerli değil. Örneğin, hasta hep Nexium 20 mg alıyor ama doktor 40 mg yazmış ve hastaya bir şey belirtmemiş. Hasta da sorun dile getirmemiş, sağlık durumu sabit. Doktor genelde dozaj değiştirdiğinde belirtir, o yüzden 20 mg verebilirim. Gidip de hormon ilacının dozajını kendi başıma değiştirmem.

“Fransız ve Türk eczacı gruplarına girdim, hep aynı konular, aynı sorunlar konuşuluyor. Aynı sorunlar, farklı diller.”

Oradaki eczacılar en çok nelerden şikayet ediyor? 
Eczacılar daha az kazanmaya başladı. İlaç fiyatları ve vergilerden şikayetçiler. Piyasada olmayan ilaç sayısı çok fazla. Bu da sorun. Orada eczacılığın ilerleme şansı yok, doyum noktasına ulaşmış durumda. Ama gelişmeler de oluyor. Mesela 65 yaş üstü hastanın reçetesinde beşten fazla ilaç varsa, artık ona eczanede muayene teklif edebilirim. Devlet ödüyor. Bu sistem yeni yeni deneniyor. Grip aşıları da eczanelerde yasal olarak yapılmaya başlandı. Bu sefer de hemşireler şikayet etmeye başladı. İşleri ellerinden alınıyor diye. Devletin tek amacı grip aşısını yaygınlaştırmak. Fransa, Kanada’nın eczacılık sistemini örnek alıyor. Kanada bu konuda çok iyi. Fransız ve Türk eczacı gruplarına girdim, hep aynı konular, aynı sorunlar konuşuluyor. Aynı sorunlar, farklı diller.

İnternet satışı konusunda eczanelerin önünde bir kısıtlama var mı?
Hayır, artık yok. Geçenlerde çok ilginç bir şey oldu. Fransa’da bir zincir var, adı X olsun. Burada bir eczanenin önünden geçerken beyaz önlüklerin üzerinde X logosunu gördüm. Yasak olduğunu bildiğim için, Türkiye’den bir eczacı olarak aradım, sordum. Sadece eğitimler düzenliyorlarmış, ama anladım ki Fransa’daki gibi zincir eczane haline gelmek için de fırsat kolluyorlar. Meclisten geçsin diye bekliyorlar. 

Fransa’nın kozmetik endüstrinin lideri olması eczacılık sektörünü nasıl etkiliyor?
Fransa için alışıldık bir durum, artık sektör üzerinde özel bir etkisi yok. Ama bir hastada sedef varsa mesela, biz onu Vichy ya da La Roche-Posay’in spasına gönderiyoruz. Vichy bir şehir, La Roche-Posay bir bölge, Avène bir bölge. Bu bölgeler yakın olduğu için, hastaya bu tedavileri tavsiye edebiliyoruz. Bu bir avantaj.

Bu arada çocuklara mutluluk dağıtan bir projeye destek veriyorsunuz, onun detaylarını ve beklentilerinizi öğrenebilir miyiz?
Mezun olduktan sonra başladım. Önce Türkiye’de yardıma muhtaç insanları araştırdım. İki sene önce köy okulları yardım projesine denk geldim. Başta gözlemledim, gönüllü olmadım. Daha sonra gönüllü oldum. Türkiye’ye gelene kadar Fransa temsilcisiydim, Fransa’dan gelen bağışları organize ettim. Ek olarak, Bir Umut Bin Mutluluk adlı bir projede gönüllüyüm. Gençlerin kurduğu bir dernek. Çoğunlukla Doğu’daki okullar için bot, mont, kırtasiye vb. ya da muhtaç olanlara tekerlekli sandalye yardımları yapılıyor. Geçenlerde de Mutluluğun Adresi adlı bir dernekle Darülaceze’ye gittim. İlk gidişimdi. Çok farklı duygularla karşılaştım.

“Hayat hiç de kısa değil. Bazen bir gün o…

Tek başına Türkiye'nin eczacılık tarihini sırtında taşıyan Ecz. Melih Ziya Sezer'le bir öğle vakti zihnimize kazınan bir zaman yolculuğundan notlar...
selinfmz
9 dakikada oku

“Eczanede tek başına çalışırken içerik üretmek mümkün değil.”

Instagram’da “Sosyal Eczacı” kullanıcı adıyla tanınan Dr. Ecz. Gamze Aydoğan Yüksel ile sosyal medya, dermokozmetik ve eczacılık üzerine...
selinfmz
9 dakikada oku

“Geldi, bize güzel şeyler yaşattı ve gitti…”

Ecz. Banu Cengiz'in o ince ruhlu hayvanseverliğini biz bilirdik, ama bir süredir dünya da biliyor.
selinfmz
6 dakikada oku

Bir yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.